22 Aralık 2008 Pazartesi

Ahmet Maranki Eklem Ağrıları

Prof.Dr. Ahmet Maranki ;Eklem yerleriniz ağrıyorsa,boynunuz, beliniz ağrıyorsa kesinlikle aşağıdaki yağ karışımını kullanın göreceksinizki ağrılarınız zamanla geçecektir.

malzemeler :
-Hardal yağı
-Ceviz yağı
-Biberiye yağı
-Kekik yağı
-Zeytin yağı

Hazırlanışı:bütün yağlardan eşit miktarda bir kaba koyun ve ağrıyan yerinize akşam yatmadan önce masaj yaparak sürün üzerini strecfilmle sarıç yatın sabah kalktığınızda ağrılarınızdan kurtulacaksınız.

BAKIMLI SAÇLAR İÇİN PÜF NOKTALARI

Saç bakımı günümüzde başlı başına bir uzmanlık alanı ve iş alanı haline gelmiş olsa da kendi çabanızla yapabileceğiniz bazı şeyler var. İşte bunlardan bazıları...
Kuru saçlar
Kuru saçların neme ihtiyacı vardır, bu nedenle etkili bir saç kremi her şampuanın kesinlikle olmazsa olmazı. Saçınızın kökleri dışında her yanına boydan boya uygulayın. Yaklaşık üç dakika bekleyin, ardından kayganlığı gidinceye dek durulayın.
Saç maskeleri ışıltıyı artırmak için muhteşem bir çözüm, ancak saçta beş dakikadan uzun süre bekletildiği takdirde işe yarar.
Kimyasal maddeler ve saç kurutma makinesiyle aşırı derecede kurutma en aza indirilmeli. Öte yandan gölge ve renk, gereğince yapılırsa ışıltıyı ve saçın kalitesini artırabilir. Kullanılan ürünlerdeki peroksit düzeyinin de az olmasına dikkat edilmeli.
Boyamadan sonra saç renginin korunması için, daima boyalı saçlar için geliştirilen ürünler kullanılmalı. Bu ürünler alkol içermez ve pH dengesini korur, böylece saçın fazla kurumasının önüne geçilir.
İnce ve cansız saçlar
Saç serumları kırılan uçları düzleştirmede son derece işe yarar. Parmaklarınızın arasına bir damla alarak yıpranmış saç uçlarına uygulayın.
Hacimsiz saçlar çoğu zaman fazla ürünün, özellikle de saç kremlerinin kullanması sonucu ortaya çıkar. Daha hafif bir ürüne geçin ya da birkaç gün boyunca hiç kullanmayın.
Saçlara hacim ve hareket kazandırmak amacıyla, saç diplerine (geri kalan yerlere değil) köpük sıkın. Saç kurutma makinesiyle şöyle bir kurutun.
Yağlı saçlar
Saç derisinde biriken sebum adlı yağ hücrelerinin fazlalığı düzensiz şampuanlama, terleme ya da hormonal dengesizlikten kaynaklanıyor olabilir. Saç derisindeki bezlerden gelen salgılar saç tellerinin üzerini kaplar, toz ve kirler saçta toplanır, böylece saçınız yağlı, cansız ve donuk bir görünüme bürünür. Çaresi: saçınızı her gün arındırıcı bir şampuanla yıkayın. Krem içermeyen şampuanlardan kullanın.
Dalgalı saç
Saç türleri arasında en yaygın olanı budur. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 60 ı değişen oranlarda dalgalı saça sahiptir. Dalgalı saç genellikle kuru olur, bu nedenle nemlendirici içeren şampuan ve kremlere gerek vardır.
Islak saça uygulanan serumlar saç tellerini yumuşatır.
Serum ve köpükler saçtaki kıvrımları vurgular.
Saçın ıslakken düz taranması, jöle sürülmesi ve kendi kendine kurumaya bırakılması da izlenebilecek başka bir yöntemdir.
Saçla ilgili önemli ipuçları
Saçınızın sağlığını yitirecek kadar kötüleşmesine izin vermeyin. Güneşten kaçının, özellikle de saçınız boyalıysa...
Her zaman nazik şampuanlar ya da kremler kullanın. Saç tipinize ya da saçınızın durumuna uygun ürünler seçin.
Saçınızı sert havlularla kurulamak dalgaları kıvırcık hale getirebilir.
Saç tipinizden emin değilseniz kuaförünüze ya da uzman tehşhisine başvurun.
Saç kesiminin önemi
İnce telli ve düz saçlar cesaret ister
Saçınızı omuzlarınızdan aşağıya uzatmayın; zekice kesilmiş katlar saçınızı daha kalın göstererek hareket kazandırır. Yüz şeklinize uygun bir perçem de iyi fikirdir.
Kalın ve sert saçlar
En kolay saç tiipi, ama sürekli bakım ve kontrol gerektirir. Fazla kısa kesmeyin, yoksa çim adama benzersiniz.
Dalgalı saçlar
İnceden kalına doğru uzanır, bu yüzden kesim ve uzunluk tamamen yüz şekline bağlıdır. Ne kadar uzatırsanız, dalgaları o kadar azalır.
Kıvırcık saçlar
Bu saçların yapısı büyük çeşitlilik gösterir, ancak önünüzdeki seçenekler sınırlıdır. Doğal haliyle bırakın, iyi bakın ve örme, topuz gibi stil tekniklerini öğrenin ya da düz hale getirin. Bu sonuncusu kimyasal işlem gerektirdiğinden, saçınızı sağlıklı tutmak için sürekli bakım uygulamanız gerekecek. Düzleştirme işlemini profesyonellere bırakmanız en iyisi.

YORGUNLUĞUN 7 NEDENİ

Bazı dönemler vardır ki, sabah uyandıgımızda bile yorgunluk hissederiz. Nedenini anlamakta güçlük çekeriz

Kansızlık
Adet dönemleriniz uzun sürüyorsa, miyomlarınız varsa ya da yakın zaman önce doğum yaptıysanız, bunlara bağlı kan kaybı nedeniyle kadınlarda yorgunluğun birinci nedeni olan anemi gelişmiş olabilir. Kanamalar sonucunda kanda oksijeni taşıyan alyuvarlardaki demirden zengin bir protein olan hemoglobin miktarı azalır. Dokular ve organlar yeterince oksijen almayınca bunun sonucu yorgunluktur. Kansızlığın diğer nedenleri iç kanama veya demir, folik asit ya da vitamin B12 eksikliği olabilir. Böbrek hastalığı gibi kronik hastalıklar da kansızlığa neden olabilir.

Hipotiroid
Genel olarak enerji düzeyiniz hep düşükse, kendinizi tükenmiş ve hattâ biraz depresyonda gibi hissediyorsanız bunların sebebi yavaş çalışan tiroid bezi olabilir. Tiroid bezi vücudun enerji metabolizmasını kontrol eder…

İdrar yolu enfeksiyonu
Kadınların çoğunda idrar yolu enfeksiyonu yanma veya sık idrara gitme ihtiyacı gibi belirtilerle birlikte ise de bazı hastalarda hiçbir belirti olmayabilir ya da belirtiler hafif olduğundan fark edilmeyebilir. Sürekli yorgunluk da bu gibi idrar yolu enfeksiyonlarının tek belirtisi olabilir

Fazla kafein alımı
Bir uyarıcı olan kafein, fazla miktarda alındığında yorgunluğa neden oluyor. Bu nedenle kafein alımının daha da artırılması sorunun kötüleşmesine sebep oluyor…

Besin intoleransı
Hafif bir besin intoleransı bile uykunuzun gelmesine yol açabilir. Tolere edemediğiniz yani yendiğinde size, sizin bu besine bağlamadığınız ve ondan olduğunu düşünmediğiniz rahatsızlıklar verebilen bazı besinler olabilir. Bu besinlerin farkında olmadan sürekli yenilmesi kendinizi, sürekli yorgun ve tükenmiş hissetmenize neden olabilir.

Uyku apnesi
Uyku apnesi, hastalığına yakalanmışsanız yani her gece birçok kez nefes almanız durmuşsa, gece kaç saat uyursanız uyuyun bütün gün yorgun olursunuz. Uyku apnesi konusunda uzmanlaşmış bir doktordan yardım almalısınız.

Kalp hastalığı
Evi temizlemek gibi sıradan işler sizi yoruyorsa, kalp hastalığına yakalanma ihtimaliniz olabilir. Basit hareketlerle gelen yorgunluk hissi sebepsiz yere ortaya çıktıysa, vakit geçirmeden bir kardiyoloji uzmanına başvurmalısınız.

Ancak, yorgunluğun hangi nedenden olduğunun ortaya konulması için bir hekime başvurulması gerekiyor.

MADEN SUYUNUN FAYDALARI

Maden Suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen “doğaldır”. Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen ve tamamen “yapay” olan bir içecektir.


*Maden suyu “asitli” midir?

Halk arasında “asitli” denilen içeceklerde aslında kastedilen, içeceğin içindeki “karbondioksit” gazıdır. Karbondioksit gazı dilimiz ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcılarını uyuşturduğu için içimi kolaylaştırmaktadır. Gazlı içecek üretiminde çok özel proseslerle üretilen ve % 99,99 saflıkta gıda üretimi için özel karbondioksit gazı kullanılır.


*Günde ne kadar maden suyu tüketebiliriz ?

Doğal suların içerdiği zengin mineraller vücudumuzda vitaminlerin fonksiyonlarına yardımcı olurlar. İçerdiği zengin kalsiyum ve florür gibi mineraller nedeniyle özellikle çocuklar, bayanlar ve yaşlıların daha fazla maden suyu içmeleri gerekir. Uzmanlar günde en az 2 litre civarında su ve maden suyu gibi “yararlı sıvı” tüketilmesini öneriyor.


*Çocukların maden suyu içmesi zararlı mıdır?

Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücudumuza sayısız yararları vardır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır.


*Hamilelikte maden suyu içilir mi?

Hamilelik, beslenmeye özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. İnsan vücudu bebeği besleyebilmek ve gelişmesini sağlamak için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilir.


*Maden suyu cilde yararlı mıdır ?

Maden suyu içerdiği zengin mineraller vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilt için de yararlıdır. Hatta piyasada sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.


*Maden suyu böbrek taşı yapar mı?

Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.


*Avrupa’da ve Türkiye’de kişi başına yıllık maden suyu tüketimi ne kadar?

Avrupa’da kişi başına yılda 150 litre maden suyu tüketirken bu oran Türkiye’de 3 litrenin altında. Ülkemiz aslında Avrupa’nın doğal mineralli sular açısından en zengin coğrafyasına sahip ancak, yıllık 65 milyon litre olan bu kaynağın sadece yüzde biri şişeleniyor, yüzde doksandokuzu boşa akıyor. Süt ve süt ürünleri tüketiminde de Avrupa ile aramızda benzer oranlar olduğu için, neticede ulusal beslenme kültürü ile bağlantılı ilginç tablolar ortaya çıkıyor. Örneğin bu beslenme kültürü sayesinde Avrupalı kemik erimesi gibi hastalıkları nadiren duyarken Türkiye’de belirli yaş ve cinsiyet gruplarında kemik erimesi oranları % 30’larda yaşanıyor. Bunun en önemli nedeni, yaşam boyunca düzenli olarak tüketilen süt ve doğal suların miktarlarındaki, bu yol ile alınan doğal kalsiyum takviyesindeki büyük farklılık.


*Maden suyu son kullanma tarihinden sonra bozulur mu?

Maden suyu kapağı açılmaz ise kesinlikle bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi konulmasının tek nedeni, dolumdan sonra belirli bir süre geçtiği zaman sadece kapak ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı kaçması ve azalmasıdır.


*Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?

Maden suyunda zengin olarak bulunan minerallerden magnezyum, hücre içerisinde potasyumdan sonra en yoğun olarak bulunan katyondur. Hücre zarı, hücre içi ve hücre çekirdeğindeki birçok biyolojik olaylarda etkilidir ve kas ile sinirlerdeki elektrik uyarılarının iletilmesini sağlar. Kalp ve damar hastalıkları ile çok ilgisi vardır. Enfarktüs geçiren insanlarda magnezyum düşüklüğü saptanmıştır. Damar sertliğine yol açan damarlardaki yağ ve kalsiyum birikmesi de magnezyum eksikliğinden oluşur.


*Sodyum vücut sıvılarında en fazla bulunan elementtir ve sıvı dağılımı ile sıvı
dengesinin düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz dengesi ve sinir uyarılarının taşınması en önemli görevlerindendir.


*Kalsiyum vücudumuzda en fazla bulunan elementtir. Kemik yapısının yanı sıra kas kasılmalarının düzenlenmesine, sinir uyarılarının taşınmasına, hücre zarlarında iyon değişimine, hormonların, sindirim enzimlerinin ve nörotransmitterlerin salgılanmasına yardımcı olur. Yaşla ilgili kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler. Kalsiyum sadece süt ve doğal sularda bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol olmadığı için maden suyu, kalsiyum açısından süte en iyi alternatif olmaktadır.


*Bikarbonatlar, magnezyum, sitratlar, sodyum, flor ve kalsiyum maden suyunda bulunan doğal dengeleri ile, ürolojik hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat sonrasında çok etkendir. Böbrek taşlarının tekrarlamasını önlemenin en kolay, en pratik ve doğal yolu bu sıvıları bolca tüketmektir.


*Bikarbonatlı sular alkali yapıları sayesinde mide asiditesini nötralize eder ve bu özelliği nedeni ile peptik ülser hastalığının tedavisinde önemli rol oynarlar. Yine fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarında semptomları azaltıcı etkileri vardır.
Kalsiyum ve magnezyum içeren sular bağırsak molaritesini azaltarak stress sonucu gelişen ishal gibi şikayetleri önlemede etkili olurlar. Sülfatlı sular safra salgılarını ve akımlarını arttırır.


*Kalsiyum zengini doğal mineralli sular, menapoz döneminde kadınlarda ve ileri yaşlarda erkeklerde kemik erimesinin önlenmesi ve tedavisinde yeterli kalsiyum desteği sağlanmasında önemli bir seçenektir.

21 Aralık 2008 Pazar

GİDEROS KOYU

Zümrüt yeşili bir göl: Gideros Koyu!
Karadeniz'de maviyle yeşilin arasında yaptılan yolculukta, Kastamonu sınırları içindeki 170 km'lik kıyı bandında mola veriyor. Kastamonu'nun en güzel koylarından biri olan Gideros koyu; kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarından oluşan yemyeşil bir örtüyle çevrilerek, zümrüt yeşili bir gölü andırıyor.


Batı Karadeniz'e yaptığımız yolculuk, Sinop'a doğru daha 328 km devam edecek. Kastamonu il sınırları içindeki 170 km'lik kıyı bandını film şeridi gibi gözler önüne seriliyor.
Tekne yapımcılığında ünü sınırları aşan Tekkeönü ve Kurucaşile, ilk karşılaştığımız koylar. Yol tarafı ve deniz kenarında heybetli ahşap omurgalar, Karadeniz'in usta ellerinde şekillenerek tekne oluyor ve denize iniyor. Kurucaşile, şirin bir sahil kasabası. Sokak aralarında bile park etmiş araçlar arasında tekne yapanları görmek mümkün. Çekiç, matkap sesleri, atölyelerin boş durmadığının habercisi. Küçük çapta teknelerin yer aldığı balıkçı barınağının içi, renkli yansımaları ile sempati topluyor. Önümüzde Kuşçu köyü, Aydosdere, Sakallı, Cide, Akbayır, Güzelkent, Doğanyurt, İnebolu, Abana, Çatalzeytin gibi birbirinden güzel koylarla süslü yerleşim merkezleri, tatil ve kamp alanlarıyla, plajlar bulunuyor. İmrendirici sakin kumsalların çekiciliği, yol alıp ilerlemenizi engelliyor. Hepsinde durmak ve dantel koyları fotoğraflamak istiyorsunuz. Tepeden seyredip hayale dalmak bile başlı başına bir zevk. Akdeniz'e tezat beton binalar, parsellenmiş yasak bölgeler, küme küme kooperatif evleri ve her koya yerleşmiş tatil köyleri yok. Gürültü, trafik, is, pis, duman yok... Yöre halkı mütevazı, kendi işinde gücünde, turiste alışık, doğayı korumuş, yöresel özellikler kaybolmamış ve hayrettir, Karadeniz hala temiz.
Kapısu köy tabelası ile Kastamonu il sınırlarına adım atıyoruz. Aslında her koyu tek tek anlatmak gerek. Fakat bir tanesi var ki, Karadeniz'in en güzel koylarının başında yer alıyor: Kurucaşile-Cide arasında, iki noktaya da 12 km uzaklıktaki Gideros Koyu.
Karadeniz'de çıplak toprak görmek neredeyse imkansız, her yer yeşil. Kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarından oluşan yemyeşil örtü, Gideros'u da sarıp kucaklamış ve tarifi imkansız güzellikteki yeşille mavinin bütünleştiği, koyu zümrüt yeşili, yüzük taşı benzeri bir göl oluşturmuş.


İsmi Cenevizliler'den kalma Gideros Koyu, iki balık lokantası ve birkaç evden oluşuyor. Her açıdan manzarası ve seyri güzel doğa cennetini önceden keşfedenler, Ankara'dan İstanbul'dan balık yemek için gelmeyi adet edinmişler. Virajlar, daralan yollar, rampalar, onların gözünde hiç büyümemiş. Görür görmez hayran kalıp hiç üşenmeden girdim içeri. Yolu beton, 200 metre meyil ve birkaç virajla kıyıya iniliyor. Araçlar için park yeri var. Küçük plajı ise kumsaldan denize girmeye imkan veriyor. İsteyen tekne tutup, koyun dışına da açılabilir. Hamamı, mağarayı görüp denize girebilir, balık da tutabilir, seyir zevki veren koyda, salata ve balık yiyebilirsiniz. "Kazım'ın Yeri" adlı balık lokantasında, Mayıs ayında başlayan barbunya, kalkan, istavrit ve gümüş balığıyla, Eylül ayında çıkan palamutun tadına doyum olmuyor. Tel: 0-366 871 85 21
Gideros'tan ayrılırken, tepede dönüp bir daha baktım. Her türlü havada dalgaya korunaklı liman, uyuyan görüntüsüyle tarih boyunca nice tekneleri ağırlamış. Aklım Gideros'ta kaldı... Birçok koy aşıp, sarı-mor çiçekli bitki örtüsü içinde ilerlerken bir tabela çıkıyor karşınıza: "Kırmızı, mavi, yeşil deniz, işte Cide'miz". Gerçekten de renkli denizi ve geniş kumsalı alabildiğine uzanıyor. Mayıs-Haziran aylarında en durgun denize sahip Karadeniz kıyısından devam eden yolculuk, bazen orman içi yolculuğuna dönüşüyor. Denize dökülen toprak rengi nehirleri atlayıp Kastamonu-Sinop sınırına yakın, Ginolu Çatalzeytin koyuna kadar uzanıyor.

Tarihçesi
Kıyılarını karış karış dolaştığımız Kastamonu'nun iç kısımlarına ve tarihine de bakmak gerekiyor. M.Ö. 18. yüzyılda Gaslar'ın yurdu olmuş. Hititler, Frigler, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Pontus Rumları, Romalılar ve Bizanslılar'ın yönetimine geçmiş. Bizans hanedanı Kommenoslar tarafından yapılan ve Kastamonu şehrinin tarihsel çekirdeğini oluşturan Kastamonu Kalesi, görkemli görüntüsü ile ziyaretçileri etkiliyor. Anadolu'ya Türkler'in gelmeye başlamasından sonra, Danişmentliler'e, Anadolu Selçukluları'na, Çobanoğulları'na, Candaroğulları'na ve Osmanlı İmparatorluğu'na kapılarını açan Kastamonu, dönemin kültür merkezlerinden biri olmuş. Yörede Candaroğulları ve Osmanlılar'a ait Atabey Cami, Mahmut Bey Cami, İsmail Bey Külliyesi, Yılanlı Şifahanesi, Aşirefendi Hanı, Karanlık Bedesten, Nasullah ve Yakupağa Külliyeleri bulunuyor. İnebolu, Abana, Küre, Taşköprü sokaklarındaki Osmanlı mimarisi evler ilgi çekerken, İnebolu kıyılarında yapacağınız bir gezide Kurtuluş Savaşı'nda mermi ve cephane taşımada kullanılmış kayıkları da görme şansınız var.
Türkiye'nin çağdaşlaşma sürecinde ayrı bir yeri olan Kastamonu'da 23-31 Ağustos 1925 tarihinde Atatürk Şapka ve Kıyafet devrimini başlatmış. Kastamonu'nun sahip olduğu zengin tarihi ve kültürel mirası kadar ilgi çeken doğası içinde Ilgaz Dağı Milli Parkı, dağcılık ve kış sporlarına meraklıları ağırlarken; zengin orman örtüsü, piknik yerleri, yaylaları, kanyonları ve mağaraları ile de resim ve fotoğraf gibi sanatsal etkinliklere meraklı olanlara olanak tanıyor. Tosya gibi bereketli çentik tarlalarının su yüzeyindeki yansımaları ise ilginç görüntüler oluşturuyor.

ABANT YEDİGÖLLER


Bolu Yedigöller Hakkında
Yedigöller, Bolu ilinde bulunan, saklı cennetlerden biridir. Özellikle sonbahar resimleri meraklısı fotograf sanatcılarının çok iyi bildigi bir yer olan Yedigöller havzası kayan kütlelerin, vadilerin önünü kapatması sonucu oluşan, yüzeysel ve yer altı akışıyla birbirine bağlı, kuzeyden güneye doğru sıralanmış 7 adet gölden oluşmuştur. Bu göllerin isimleri: Sazlıgöl, İncegöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl, Kurugöl ve Seringöl’dür. Sonbahar ve kış mevsimlerinde ağaçların turuncu ile kızıl arasında dolaşan rengi, göllerin üzerine yansıdıgında büyüleyici bir manzara göze çarpmaktadır. Bu manzara resimlerini görmek için resimler kısmına bakabilirsiniz.

Sessiz ve sakin tabiatı, güzel manzaraları,farklı arazi şekilleri, şelaleleri, yürüyüş yolları, çeşitli cins ve türde bitki ve ağaçlarla süslü çevresiyle mükemmel bir piknik, dinlenme, sakinlik, ferahlık, fotoğraf çekme, spor yapma, kamp çadır kurma yeri olan Yedigöller'e en uygun ziyaret zamanı nisan mayıs ayları denebilir.

Yedigöller parkı 238 adet farklı bitki türünü içermektedir ve ülkemizdeki en güzel karışık doğal ormanlarına sahiptir. Kamping için çok uygun olan Yedigöller içerisinde Orman Bakanlıgı tesislerinden 40 yatak kapasitesine sahip bungalov evleri bulunmaktadır.

KAPUZBAŞI ŞELALESİ


Kapuzbaşı Şelaleleri :

Kapuzbaşı şelaleleri 500 m2’lik bir alan içerisinde 7 adet şelaleden ibaret doğa çatlağından, kayalar arasından fışkıran, 30-76 m. yüksekliklerden çok büyük su debisi ile dökülen, ayrıca yaz ve kış aylarında devamlı surette akan kaynak şelaleleridir(17). Yahyalı’ya 76 km. mesafede Kapuzbaşı köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Ensenin tepe adlı blok kayadan çıkan şelalelerin beşi tepenin doğusunda, ikisi güneyinde yer almaktadır. 30-76 m. Arasında değişen şelalelerin suları, Aladağ-Aksu suları ,ile birleşerek Zamantı Irmağına, oradan da Seyhan Nehri’ne karışırlar.Çepeçevre bir orman içinden (V) şeklinde dar bir vadiye akan, debisi son derece büyük olan sular gürültü ve ses ile birlikte dehşetli bir manzara arzederler. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenen, yaz-kış suları hiç kesilmeyen şelalelerden doğudaki 3 şelale Takım şelale adını alırlar ve yükseklikleriyle tanınırlar.(Bkz.Ftğ.2)Elif şelalesi ile yayvan ve dağınık olup çevresi mesire yeridir(Bkz.Ftğ.3)(18). Çıkış ve birarada bulunma özellikleri itibariyle toplam debisi yaz aylarında saniyede 27500 litreye ulaşan ve deniz seviyesinden 700 m. Yükseklikte olan Kapuzbaşı takım şelaleleri, çağlayan sularının sesi ve sütbeyaz rengi ile vahşi doğanın en görkemli görüntüsünü ve karşı koyulmaz gücünü ortaya koymaktadır. Şelale sularının boşaldığı vadi tabanında, ancak çok temiz sularda yaşayan kırmızı fosfor benekli şelalelere özgü alabalıkları yaşamaktadır.
Yeşilköy Şelalelesi :

Yeşilköy köyüne 3 km. mesafedeki ziyaret mevkilerinde bulunan şelaleler, Zamantı ırmağının iki yakasından akmakta olup Antalya-Düden şelalesinin benzeri niteliğindedir.Zamantı ırmağının üstünü kapatan tabi bir köprünün baş kısmında yer alan şelalelerin büyüğü 20 m., küçüğü 10 m. Yüksekliğindedir. Günün belirli saatlerinde dönüşümlü olarak çekilen ve geri gelen sularıyla halk arasında bir takım efsanelerin doğmasına yol açan Yeşilköy şelaleleri, turistlerin olduğu kadar son günlerde bilim adamlarının da uğrak yeri haline gelmiştir(20).(Bkz.Ftğ.4) Yeşilköy Şelalesinin döküldüğü yer ile bu yerin biraz yukarısında doğal olarak meydana gelmiş iki adet doğal yer köprüsü mevcut olup bu yerlerde Zamantı ırmağı kaybolup tekrar ortaya çıkmaktadır. Oldukça ilginç tabi varlıklardır.

Derebağ Şelalelesi :

Yahyalı’ya 10 km. mesafede olup Derebağ Kasabası, Çağlayan Mahallesi sınırları içerisindedir. Yayvan akışlı kaynak çağlayanlardan olan Derebağ Şelalesi 15 m. yüksekliğindedir. İki mağara içinden çıkan temiz ve berrak kaynak suları daha sonra dar bir vadiden akarak Yahyalı’ya ulaşır. Çevresi piknik alanı olarak düzenlenmiştir(22).(Bkz.Ftğ.5)

Kapuzbaşı Şelaleleri

Kapuzbaşı şelaleleri 500 m2’lik bir alan içerisinde 7 adet şelaleden ibaret doğa çatlağından, kayalar arasından fışkıran, 30- 76 m. yüksekliklerden çok büyük su debisi ile dökülen, ayrıca yaz ve kış aylarında devamlı surette akan kaynak şelaleleridir.

Yahyalı’ya 76 km. mesafede Kapuzbaşı köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Ensenin tepe adlı blok kayadan çıkan şelalelerin beşi tepenin doğusunda, ikisi güneyinde yer almaktadır. 30- 76 m. Arasında değişen şelalelerin suları, Aladağ-Aksu sular, ile birleşerek Zamantı Irmağına, oradan da Seyhan Nehri’ne karışırlar. Çepeçevre bir orman içinden (V) şeklinde dar bir vadiye akan, debisi son derece büyük olan sular gürültü ve ses ile birlikte dehşetli bir manzara arzederler. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenen, yaz-kış suları hiç kesilmeyen şelalelerden doğudaki 3 şelale Takım şelale adını alırlar ve yükseklikleriyle tanınırlar. Elif şelalesi ile yayvan ve dağınık olup çevresi mesire yeridir.

Elif Şelalelesi :
Çıkış ve birarada bulunma özellikleri itibariyle toplam debisi yaz aylarında saniyede 27500 litreye ulaşan ve deniz seviyesinden 700 m. Yükseklikte olan Kapuzbaşı takım şelaleleri, çağlayan sularının sesi ve sütbeyaz rengi ile vahşi doğanın en görkemli görüntüsünü ve karşı koyulmaz gücünü ortaya koymaktadır. Şelale sularının boşaldığı vadi tabanında, ancak çok temiz sularda yaşayan kırmızı fosfor benekli şelalelere özgü alabalıkları yaşamaktadır.


Yeşilköy Şelaleleri :

Yeşilköy köyüne 3 km. mesafedeki ziyaret mevkilerinde bulunan şelaleler, Zamantı ırmağının iki yakasından akmakta olup Antalya-Düden şelalesinin benzeri niteliğindedir.Zamantı ırmağının üstünü kapatan tabi bir köprünün baş kısmında yer alan şelalelerin büyüğü 20 m., küçüğü 10 m. Yüksekliğindedir. Günün belirli saatlerinde dönüşümlü olarak çekilen ve geri gelen sularıyla halk arasında bir takım efsanelerin doğmasına yol açan Yeşilköy şelaleleri, turistlerin olduğu kadar son günlerde bilim adamlarının da uğrak yeri haline gelmiştir.
Yeşilköy Şelalesinin döküldüğü yer ile bu yerin biraz yukarısında doğal olarak meydana gelmiş iki adet doğal yer köprüsü mevcut olup bu yerlerde Zamantı ırmağı kaybolup tekrar ortaya çıkmaktadır. Oldukça ilginç tabi varlıklardır.

Derebağ Şelalelesi :

Yahyalı’ya 10 km. mesafede olup Derebağ Kasabası, Çağlayan Mahallesi sınırları içerisindedir. Yayvan akışlı kaynak çağlayanlardan olan Derebağ Şelalesi 15 m. yüksekliğindedir.
İki mağara içinden çıkan temiz ve berrak kaynak suları daha sonra dar bir vadiden akarak Yahyalı’ya ulaşır. Çevresi piknik alanı olarak düzenlenmiştir.